• Isparta İlke Gazetesi
    Haberler> > Binlerce yıllık öykülerinin saklandığı canlı kütüphaneler

    Binlerce yıllık öykülerinin saklandığı canlı kütüphaneler

    Binlerce yıllık öykülerinin  saklandığı canlı kütüphaneler

    Anadolu’nun yitik zamanlarından izler taşıyan çarşılar aynı zamanda bu toprakların binlerce yıllık öykülerinin saklandığı canlı kütüphaneler gibiler. Zaman zaman bu öykülerin sayfalarını çevirip içinde kaybolmak her şeye rağmen halen büyüleyici. Çünkü bu öykü bizim, bu çarşılar bizim geçmişimiz ve geleceğimiz. Çünkü çarşılarını yitiren bir toplum, dilini, kültürünü ve hafızasını da yitirir…

    Çarşı-Pazar deyimi günümüzde bazı ürün ve malların kalitesizliğini vurgulamak için kullanılır oldu. Malını ve ürününü öven tüccarlar, “Çarşı-Pazar malı değil” diye altını çizer oldu.

    Kuşkusuz bu vurgulamanın haksız sayılmayacağı durumlar da azımsanamaz. Hile, üçkâğıt ve her türlü dalavereyle her çeşit vurgunculuğun adresine dönüştürülen çarşılar yok değildi ancak bu istisnalar kaideyi bozmuyordu.

    Türkler için çarşı ve pazarlar vazgeçilmezdir. Yalnızca ticari bir alışveriş değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal bir araç da olan çarşılar, Türkistan’dan Balkanlara, Hicaz’dan Mısır’a, Kırım’dan Trakya’ya, Anadolu’dan Kafkaslara çok geniş bir coğrafyada hayatın nabzının attığı mekânlardı.

    AGORA’DAN ÇARŞIYA, İPEK YOLUNDAN BAHARAT YOLUNA

    Antik çağ kentlerinde varlığını duymaya alışık olduğumuz “Agora”lar da aslında sonraki dönemlerin çarşılarının öncülleriydi.

    Asya’da ise antik dönemin ticaretini Soğd’lar kontrol ediyorlardı. Daha sonraki dönemlerde Türkler ve Farslar arasında eriyen Soğdların kontrol ettiği ticaret yollarının başında İpek Yolu geliyordu.

    Bugün Anadolu’daki birçok yerde “İpek Yolu buradan geçiyordu” ifadelerini duyuyoruz. Ancak bu yolların hepsine İpek Yolu demek doğru olmasa da bir şekilde bu büyük rotaya bağlandığını söyleyebiliriz. Tıpkı bugünkü büyük karayolları ve tali yollar gibi…

    Asurlu tüccarlardan Soğdlara Anadolu’daki alışverişin binlerce yılını etkileyen ana ticaret yolları ve bu yolların kılcal damarları gibi büyüklü küçüklü kentlere uzanan küçük kervan yolları çarşı-pazar kültürünü besledi durdu.

    Beraberinde birçok söz, deyim ve öyküyü de taşıyan kervanlar, dilimize, şiirimize, masalımıza da çok şey kattı. Tıpkı İpek Yolu gibi Baharat Yolu’da Doğu Afrika, Hindistan ve Mısır üzerinden hem deniz yoluyla hem de kervan yollarıyla Anadolu’dan Avrupa’ya uzanıyordu.

    KARIN AĞRISINA MUSKAT CEVİZİ, KUŞAĞINA YILANBAŞI

    Hiç gitmesek de karnımız her ağrıdığında ‘Muskat Cevizi’ne sarıldık. İçimiz yandığında yaptığımız şerbetleri Zanzibar’dan gelen karanfil, Hindistan’dan gelen tarçınla tatlandırdık. Kadınlarımız en güzel süslerini nerede olduğunu hiçbir zaman bilmedikleri coğrafyalardan gelen yılanbaşı boncuklarla (Cypraea moneta) yaptılar ve bunu inançlarının bir parçası haline getirdiler.

    Hint’ten kına ve kumaş, Acem’den şal, Yemen’den kahve, Dimyat’dan pirinç geldi, açıldı bedestenler satılıp oturuldu.

    “Bulunmaz Hint kumaşı gibi” kendini ağırdan satanlara bel bağlamayıp, Dimyat’tan gelecek pirince evdeki bulguru feda etmedi bu toprağın insanı.

    Kahvecinin ağırdan alanına, “Kahve Yemen’den mi geliyor?!” diye serzenip, sevdiği güzelin beline bağladığı Acem şalına vuruldu.

    Çarşılar, hiç gidilip görülmeyen, haritada yeri bile bilinmeyen uzak coğrafyaların kentlerini ve tatlarını, dokumalarını insanlara ulaştıran ortak mekânlardı.

    ÇARŞILARA DAMGASINI VURAN AHİLER

    Bugün “çarşı-Pazar malı” diye küçümsenen malların en iyisi çarşılarda bulunurdu. Çünkü aynı zamanda bir ahlak ve inanç arastalarıydı çarşılar. 13 yüzyılın sonlarında Anadolu Selçukluları Moğollara yenilip dağılma sürecine girdiğinde, ülkeyi ve toplumu ayakta tutan işte bu çarşıları kontrol eden Ahi’ler olmuştu.

    Bir tür kardeşlik örgütlenmesi olan Ahilik, kır insanlarını kentli ve meslek sahibi yaparken aynı zamanda eğitimli, görgülü ve ahlaklı bireyler olmasını sağlıyordu. Ahi Evran’ın başını çektiği örgütlenme, özellikle 14. yüzyıl Anadolu’sunda kentleri ayakta tutan en önemli grupların başında geliyordu. Ortaçağ’ın ünlü seyyahı İbn Battuta Alanya’dan Sinop’a uzanan yolculuğu boyunca neredeyse her kentte Ahilerin konuğu olmuştur.

    Bugün Ankara, Konya, Antalya, Kırşehir, Aksaray, Gerede, Bolu, Kastamonu ve Anadolu’nun birçok kentinde adı Ahiler ile anılan camiler, mescitler, çarşılar vardır. Geçmişin arastalarının en canlı dönemlerinde Ahilerin emekleri, izleri vardır.

    HALEP’TEN SEREZ’E ÇARŞILAR BİZE NE ANLATIYOR

    Maveraünnehir’den Horasan’a, İran’dan Anadolu’ya, buradan Balkanlara uzanan yolculukta her coğrafyanın dili ve kültürünün yanında rengi, kokusu ve tadını da taşıyan yolların üstündeki şehirlerde en canlı çarşılar kuruldu. Halep, Urfa, Antep, Maraş, Kayseri, Konya, Afyon, Bursa, İstanbul, Edirne, Serez, Üsküp; halen geçmişin canlılığının izlerini barındıran çarşıların izlerini taşıyan kentler arasındadır.

    DUA KUBBELERİ VE PAZAR DUALARI

    Geçmişte arastalarda inşa edilen “Dua kubbeleri” çarşılardaki esnafın dükkânlarını dualarla açması geleneğinin bir parçasıdır. Bugün Isparta’nın Yalvaç ilçesinde Pazartesi günleri kurulan halk pazarı halen dualar eşliğinde açılır ve satıcılar Pazar duasının ardından satışa başlar. Bu gelenek bölgedeki birçok pazarda da yakın zamana kadar sürdü.

    Anadolu’da kimi şehirler de çarşıların çevresine gelişip büyümüştür. Kimi yerleşimler ise açık hava pazarlarının ve kervansarayların yanı başında canlanıp gelişmiştir. Bugün gözden düşen ve adı unutulan birçok kent, eski ticaret yollarının üzerinde olduğu için geçmişte çarşılarıyla olağanüstü bir canlılığa sahipti.

    DÖRT SOKAĞIN BİRLEŞTİĞİ YERLER

    Dilimize Farsça’dan geçen “Çarşı” sözcüğü, dört tarafın (ya da sokağın) birleştiği yer anlamına geliyor. Balkan dillerinin çoğuna da Türkçe’den geçmiş. Şehirlerin merkezinde, dört bir yandan gelen sokakların buluştuğu meydanlar ve çevresi halen çarşı olarak anılmayı sürdürüyor. Ancak yüzlerce yıldır sürüp gelen çarşı-pazar kültürünün canlılığı bugün yerini ne yazık ki AVM kültürüne terk etmeye başladı. Küresel markalarla birlikte taşınan dil, alışkanlık ve tüketim kalıpları bir kuşağı tek-tip bir varoluşa doğru sürüklüyor. Plaza dili denilen bir tür iletişim biçimi toplumu kuşatıyor. Buluşma yerleri artık çarşı-pazarlar değil, küresel markaların boy gösterdiği ışıltılı vitrinlerin doldurduğu AVM’lerin önleri.

    ÇARŞILARA AVM’LER DİKİLDİKÇE ÜRETİM DE BİTİYOR

    Geçmişin küçücük, kutu gibi dükkânlarla süslü arastaları birer birer yıkılıp yerlerine koca koca, ruhsuz AVM’ler dikildikçe o arastaların gerisindeki üretim kültürü de yok edildi. Ben hala çarşı-pazar ve arasta gezmeyi tercih edenlerdenim. Bu yüzden nerede kanaatkâr bir dükkân sahibi görsem kendimi içine atıyorum. Çünkü bu dükkânların içinde halen o binlerce yıldan süzülüp gelen öyküler, kokular, tatlar barınıyor. Kimi zaman Silifke’de bir bakkal, Tarsus’ta bir fırın, Antep’te bir kahkeci, Burdur’da helvacı, Isparta’da makasçı, Malatya’da şıracı, Konya’da kaşıkçı…

    KORONA ÇARŞI-PAZARIN IŞIĞINI DA SOLDURDU

    Korona virüs salgını sürecinde geleneksel çarşıların ışığı biraz daha söndü. Ancak bu köklü geleneğin toplumu da birçok yönüyle beslediğini unutmadan çarşıya-pazara daha çok sahip çıkmak zorundayız. Bu mesafeli zamanların bir an önce sona ermesi ve köklerinden kopmadan bugünün koşullarına göre kendini yenileyen arastaların yeniden canlandırılmasını sağlamalıyız.

    ÇARŞILARINI YİTİREN BİR TOPLUM, DİLİNİ VE KÜLTÜRÜNÜ DE YİTİRİR

    Anadolu’nun yitik zamanlarından izler taşıyan çarşılar aynı zamanda bu toprakların binlerce yıllık öykülerinin saklandığı canlı kütüphaneler gibiler. Zaman zaman bu öykülerin sayfalarını çevirip içinde kaybolmak her şeye rağmen halen büyüleyici. Çünkü bu öykü bizim, bu çarşılar bizim geçmişimiz ve geleceğimiz. Çünkü çarşılarını yitiren bir toplum, dilini, kültürünü ve hafızasını da yitirir… (acikgazete.com/YUSUF YAVUZ)

    Etiketler:
    • Yorum ekle

    Bu haberler ilginizi çekebilir!
    Yukarı Geri Ana Sayfa
    Etiketler